|
DİPTE Mİ KALACAĞIZ
AYAĞA MI KALKACAĞIZ?
18 Eylül 2009 tarihi ülkemizdeki ECZACILIK mesleğine yönelik ölümcül son darbenin yapıldığı tarihtir.
İstersek, ama eğer istersek bu darbeyi geri püskürtür ve eczacılığın geleceğini aydınlatacak ilk işaret fişeğini yakabiliriz.
Veya mesleğimizin bitişini her birimiz teker teker batarken seyrederek, ileride torunlarımıza “Bir zamanlar biz eczacıydık, bizim de eczanelerimiz vardı. Her sabah onları açar, hastalarımıza ilaç verir, derdini dinlerdik. ECZANELERİMİZİN KOKUSU bile bir başka idi “ diye nostaljik atmosferde anılarımızı anlatırız.
Değerli meslektaşlarım, bu kutsal mesleğin sahipleri;
Artık bıçak kemiğe dayanmadı, kemiği kesti. 2004 yılından beri neler neler oldu şöyle bir aklınızdan geçirin, ben tekrarlamayayım siz hafızanızı tazeleyin, teker teker hatırlayın ellerimizden kayıp gidenleri!
Hatırlayın bu süre içinde, kaç meslektaşımız eczanesini kapatmak zorunda kaldı veya lanet olsun bu mesleğe deyip vazgeçti güzelim mesleğinden.
Acı ama kimisi intihar etti, kimisinin kalbi dayanamadı. Kimisi mecnunlar gibi koskoca ECZACILIK DİPLOMASI olmasına rağmen boş boş geziyor.
Değerli arkadaşlarım,
Bizler eczacıyız, hem de en iyisinden, böyle eğitildik, elimizden başka iş gelmez. Zaten dibe vurduğumuz bu güne kadar inatla, sabırla mesleğimizden vazgeçmediğimizden belli değil mi?
Bizleri eczanelerimizde 100 katrilyon bütçeli kuruma yakışmayan, canı isteyince çalışan, istemeyince çalışmayan, neye onay verdiği belli olmayan, onayladığı halde kabul görmeyen ve bizleri canımızdan bezdiren PROVİZYON sistemi başında oturtarak pasifize ettiler.
Her gün bin bir emekle verdiğimiz, teker teker küpürlerini yapıştırdığımız reçetelerimizi, deliler gibi kırk kere kontrol ettirerek bizleri akıl tutulmasına uğratmadılar mı?
O verdiğimiz ilaçlar bizim emeklerimiz, kendi birikimimiz, sermayelerimiz değil mi?
Reçetelerimizi içine koyacağımız Kutu renklerini bile dikte ettiler, kutuları itina ile hazırladık, deliler gibi bantladık.
Sonra ne oldu? Onları depolara çöp gibi attılar, kamyonlarla oradan oraya taşıdılar, tuvaletlere bile koydular. Sonra ne dediler?
Reçeteniz YOK! Veya FATURANIZ YOK! Küpür EKSİK!
Küpürleri çift bantladık, etrafını kalemle çizdik, SGK ya kolaylık olsun diye İPTAL bile ettik olmadı,
MUAYENE ücreti tahsil et dediler, VEZNEDAR bile olduk.
AMA YİNE DE YETMEDİ!
Biz her şeyi kabul ettikçe onlar daha fazlasını istediler. Bizler hanımefendi, beyefendi oldukça onlar bizi POTANSİYEL suçlu ilan etmedi mi?
Nihayet SONA GELİNDİ!
Değerli arkadaşlarım,
Bugün için elimizde yıpranmış da olsa, borcu da olsa bize ait dört duvarı ve duvarında ruhsatımız bulunan ECZANELERİMİZ, ilaçlarımız mevcut.
Ve İLAÇ VERME YETKİMİZ var. Yani Mühür hala bizim elimizde, onu elimizden almadan dibe vurduğumuz bugün ayaklarımızı vurup yukarıya doğru çıkarak gücümüzü gösterme zamanı gelmiştir.
Hepimiz elele tutuşmak zorundayız, bu tsunamiden kendisini kurtaracağını veya ona bir şey olmayacağını düşünenler ÇOK YANILACAKTIR.
Ve yanıldıkları gün, bugünkü arkadaşları ile elele tutuşmadığı için çok PİŞMAN OLACAKTIR.
Bizler akıllı insanlarız ve biliyoruz ki, toplulukları parçalamanın en kolay yolu onları birbirine düşürmektir.
Bizler rakip değiliz, bizler meslektaşız, kamuda çalışanı veya eczane eczacısı hepimiz bu mesleğin neferleriyiz.
Önümüzdeki günler, eğer birbirimize tutunmazsak, birbirimize yardımcı olup, BERABER OLMAZSAK bu felaket hepimizi tarumar edecektir.
Bugün bu durumda olmamızın en büyük suçlusu yine BİZLERİZ.
Örgütler topluluğun isteklerini yerine getirir.
Toplum veya örgüt tabanı ÖRGÜTLERİ ÇALIŞTIRIR.
Sizlerin isteğini ve sesini duymayan yönetimler OLAMAZ.
Bu sizlerin suçudur, sizlerin eksikliğidir.
Tabanının sesini dinlemeyen ÖRGÜT, ÖRGÜT DEĞİLDİR!
İLAÇ FİYAT İNDİRİMLERİNDEN DOĞAN ZARARLARIN KARŞILANMASI İÇİN YASAL DÜZENLEME YAPILMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZA KATKI VERMEYEN ANLAYIŞA RAĞMEN, EN DOĞAL HAKKIMIZI SİZLERİN DESTEĞİYLE ALACAĞIZ.
Değerli arkadaşlarım;
Eczane eczacılarının sendikası olarak 3,5 yıldır görevdeyiz. Ve göreve geldiğimiz günden beri “eczacılık meslek hakkı” diyoruz. Bunu ilk telaffuz eden, bürokratları, kamuoyunu ve basını bilgilendiren bizleriz.
Büyük ilaç tekelleri ilaçlarını satmak ister, sizin karınız veya envanter zararınız onları hiç mi hiç ilgilendirmez.
Devlet ilaca az para ödemek ister, sizin zararınız onu ilgilendirmez.
Siyasi iradenin tek isteği vatandaşının kolay ulaşacağı bir yerden ilaçlarını alması, memnun kalması ve oyunu ona vermesidir.
PEKİ, YA BİZLER?
Acımasızca ticaret yapan, birbirleriye kıyasıya rekabet eden ilaç tekelleri ve şu anda bizden fazla karla çalışan ilaç depoları ile devlet arasında düşen işletme sermayelerimiz, cirolarımız ve karlılığımızla sıkıştık kaldık.
Karşımızda da bizden hizmet bekleyen VATANDAŞLARIMIZ.
Onlar, bizler için çok önemli, bizler onlarla aynı saflardayız, onlardanız, içlerindeyiz.
Eczacı, vatandaş tarafından en güvenilir, en yakın kişidir. Bunun farkında olanlar o imajı yıkmak için uğraş vermektedirler.
BUNA FIRSAT VERMEYECEĞİZ.
VATANDAŞIN EN YAKIN SOSYAL VE SAĞLIK DANIŞMANI BİZLERİZ.
Bunu unutmadan siyasi iradeden REÇETE BAŞINA MESLEK HAKKI mızı isteyeceğiz,
İSTEYECEĞİZ VE ALACAĞIZ.
Sakın karamsarlığa kapılmayın, bu süreç diğer ülkelerde de yaşanmış, ama eczacılar elele vererek mesleklerinin önemini anlatmış ve ülkelerinde kendilerini koruma hakkı kazanmışlardır.
İlaç tekelleri birbiri ile savaşır, acımasızca rekabete girer, devlet ilaç fiyatlarını düşürmek ister, her zaman istemiştir ve isteyecektir de.
ANCAK BİZLER ELELE, BİRLİKTE MÜCADELE EDEREK BİZE YÖNELİK SALDIRILARIN ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ.
Haydi arkadaşlar!
18 Eylül 2009 tarihini, Dibe vurduğumuz bugünü, hep beraber, elele, kendimizi ve mesleğimizi, kendimiz ve gelecekteki meslektaşlarımız için MESLEK ZAFERİNE dönüştürelim!
BU MESLEĞİMİZİN VE ECZANELERİMİZİN SON ŞANSIDIR.
DİPTE Mİ KALACAĞIZ YOKSA AYAĞA MI KALKACAĞIZ.
BUNA HEPİMİZ DAVRANIŞLARIMIZLA VE TERCİHLERİMİZLE KARAR VERECEĞİZ.
Hepinizin bayramınızı kutlarken, bu bayramın, bizlere zehir ettikleri son bayram olmasını temenni ederim.
Sevgi ve saygılarımla.
Ecz. Nurten SAYDAN |